Tağuta Örnekler

Şimdi tağutları daha iyi anlayabilmemiz için zamanımızdaki toplumlardan çok açık örnekler vererek meseleyi açıklayalım:

Allah-u Teâlâ yüce kitabında şöyle buyuruyor:

Hırsızlık yapan erkek ve kadının Allahtan bir ceza olmak üzere yaptıklarına karşılık ellerini kesin. Allah Aziz her şeyi buyruğuna baş eğdiren ve Hakim her hükmü hikmetli olandır. Maide Suresi Ayet  38

Allah-u Teâlâ bu ayette bize kendisinde karışıklık ve kapalılık olmayacak bir açıklıkla şöyle emrediyor:

Kadın ve erkek her kim hırsızlık yaparsa bu fiilinin karşılığı bir ceza olmak üzere elini kesmek gerekir. İşte bu gökler ve yer var olduğu müddetçe kıyamet gününe kadar erkek ve kadın hırsız hakkında Allah-u Teâlânın kalıcı olan bir emridir.

Bu apaçık emirden sonra bir kimse sıfatı ve konumu ne olursa olsun gelir ve el kesmeyi engellemek için hırsız kimseye bir başka hüküm ilan eder ve:

Şüphesiz ki hırsızlık yapanın hapse atılması gerekir çünkü el kesme bu asrımızda uygun değildir veya hırsızın elinin kesilmesine hükmedilmesinin caydırıcı olmadığını ve caydırıcı doğru hükmün hırsızı öldürmek olduğunu iddia eder veya Allah-u Teâlânın kitabındaki hükme ters bir hükümle hükmederse velev ki o kimse açık bir şekilde Allah-u Teâlânın hükmü doğru değil demese veya Allah-u Teâlânın hükmünü kabul ettiğini söylese bile bu meseledeki hükmü ister hafifleştirsin isterse ağırlaştırsın durum yine aynıdır.

Şüphesiz ki bu kimse kendisini Allah-u Teâlânın yerine koymuş kendisine kâinatın yaratıcısının sıfatını -ki o insanlar arasında ve insanlar için hüküm  verme hakkıdır- vermiş böylece kendisini Allah-u Teâlâdan başka bir ilah ilan etmiş olur. Velev ki böyle bir iddiada bulunmasa veya: Şüphesiz ki ben Allahtan başka bir ilahım ya da: Bana ibadet edin ben ilahım demese bile... İşte bu şahıs bir olan ve ortağı bulunmayan Allah-u Teâlânın hakkını kendisine vermiş böylece haddini aşmış ve tağut olmuştur.

Böyle kimselere her kim itaat eder onları tekfir etmez veya onları tekfir etmeyenleri tekfir etmezse işte o kimse oruç tutsa namaz kılsa haccetse ve Müslüman olduğunu ileri sürse bile kâfir olmuş ve imanını bozmuştur.

Bu kimselerin kâfir olmalarının sebebi Allah-u Teâlânın reddedilmesini emrettiği ve her şekli rengi ve çeşidiyle inkâr edilmesini haber verdiği tağutu reddetmemeleridir. Oysa bu imana girmeden önce İslama girilmesi için gerekli bir şarttır ve bu gerçekleştirilmeksizin iman İslam ve amel hiçbir fayda sağlamaz.

İşte şu örnek de tağutun manasını açıklamaktadır:

Allah-u Teâlâ kitabında şöyle buyuruyor:

Oysa Allah alışverişi helal ribayı faizi haram kılmıştır. Bakara Suresi Ayet 275

Allah-u Teâlâ bu ayette her çeşidiyle faizi kesin bir şekilde haram kılıyor. Bu ayet ve hükümden sonra bir devlet başkanı gelir faizle çalışan bankalara izin veren kanun koyarsa bu yönetici apaçık bir şekilde faiz haram değil diye bir iddiada bulunmasa bile muhakkak ki o ameliyle Allah-u Teâlânın emrine muhalefet etmiş yani Allah-u Teâlânın haram kıldığını helal kılmıştır. Böylece kendisine sadece âlemlerin Rabbinin onların yaratıcısının sahip olduğu bir hakkı ki o insanlar arasında ve insanlar için hüküm koyma hakkıdır- vermiştir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

Muhakkak ki hüküm vermek yalnız Allaha aittir. Kendisinden başkasına değil yalnız Ona ibadet etmenizi emretti. Dosdoğru din işte budur Fakat insanların çoğu hüküm verme yetkisinin yalnız Allaha ait olduğunu bilmez. Yusuf Suresi Ayet  40

İşte bu yönetici Firavnun dediği gibi açık bir şekilde: Ben Allahtan başka bir ilahım demese bile bu ameliyle haddini aşmış ve ilahlık iddia etmiştir. Böylece tağut olmuştur. Onu inkâr etmek onu tekfir etmek ve onu tekfir etmeyenleri tekfir etmek onunla güç dahilinde savaşmak gereklidir.

Zira Allah-u Teâlânın haramını helal kılma konusunda kanun yapan Allah-u Teâlânın hükmüne muhalif hüküm koyan bu yöneticiye her kim bu konuda itaat eder onu tekfir etmez veya onu tekfir etmeyenleri tekfir etmezse aynen onun gibi kâfir olur. Çünkü o kimse Allah-u Teâlânın bir kimsenin İslama girmesi için yerine getirilmesini farz kıldığı bir şartı ki bu tağutu inkârdır yerine getirmemiştir.

Tağutun manasını açıklayan bir başka örnek ise şöyledir:

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

Ve mümin kadınlara söyle: Gözlerini harama bakmaktan sakındırsınlar. Avret mahallerini helal olanlar hariç herkesten korusunlar. Zahiri gösterilmesi zaruri olan zînetleri hariç gizli ziynetlerini helal kişiler dışında hiç kimseye göstermesinler. Başörtülerini omuzlarının ve göğüslerinin üzerine indirsinler. Nur Süresi Ayet 31

Allah-u Teâlâ bu ayette kadınlara çok açık ve net bir şekilde şöyle emrediyor:

يضربن Yadribne yani indirsinler alsınlar çeksinler.

بخمرهن Bi humurihinne yani başörtülerini.

Zira humur kelimesi hımar kelimesinin çoğuludur. Hımar ise başörtü demektir.

على جيوبهن Ala cuyubihinne yani saçlarını boyunlarını ve gerdanlıklarını boyundan göğse kadar olan kısmı örtsünler.

Bir yönetici gelir kadınlar için baş açık ve avret mahalleri ortaya çıkacak şekilde sokaklarda dolaşmalarına izin veren bir kanun koyar sonra da:

Her kim örtünmek isterse örtünsün her kim de istemiyorsa örtünmesin. Zira bu kişisel bir hürriyettir derse işte bu yönetici bu sözü ve ameliyle göklerin ve yerin hakimi olan Allah-u Teâlânın kanun ve ölçüsünden başka bir kanun ve ölçü koymuştur. Böylece bu ameliyle o her ne kadar Allah-u Teâlânın bu ayetteki emrini açık bir şekilde inkâr etmese de ona zıt bir kanun koyma fiiliyle onu inkâr etmiştir. Ve o kimse Allah-u Teâlânın hükmünde takipçi olması gibi bu fiiliyle böyle yapmayı kendisine meşru kılmıştır.

İşte bu hakim haddini aşmış ve Allah-u Teâlânın haram kıldığını helal kılması sebebiyle tağut olmuştur. Bu kimse ister namaz kılsın ister oruç tutsun ister haccetsin isterse de Müslüman olduğunu iddia etsin durum değişmez. Çünkü o sadece göklerin ve yerin yaratıcısı bir tek olan Allah-u Teâlânın bir hakkını ki o sadece Allah-u Teâlânın insan için kanun koyması hakkıdırkendisine vermiştir.

Böyle bir yöneticiye her kim itaat eder veya ona yardım eder onu tekfir etmez veya onu tekfir etmeyenleri tekfir etmezse İslamın şartını gerçekleştirmemiş ve kâfir olmuştur. Çünkü o daha önce geçtiği ve ispat ettiğimiz gibi Allah-u Teâlânın İslama giriş için temel şart kıldığı tağutu inkâr şartını yerine getirmemiştir.

Bir başka örnek ise şöyledir:

Allah-u Teâlâ gaybı bilme hakkında şöyle buyuruyor:

Gaybın anahtarları Onun katındadır. Ondan başka hiç kimse onu bilemez. O karada ve denizde olanları bilir  Enam: 59

Bir başka ayette Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

Görülmeyeni bilen Allah görülmeyene kimseyi muttali kılmaz. Ancak elçileri rasulleri içinde razı olduğu seçtiği kimseler müstesna. Çünkü O bunun önüne ve arkasına izleyiciler gözetleyiciler dizer. Cin: 26-27

Allah-u Teâlâ bu ayetlerde bize gayb ve onu bilmenin sadece bir olan Allah-u Teâlânın elinde olduğunu Allah-u Teâlânın kendisine haber verdiği hariç hiç kimsenin gaybı bilemeyeceğini haber veriyor.

Allah-u Teâlâ ancak rasûllerden seçmiş olduğu kimselere vahiy yoluyla gayb hakkında haberler verir. Fakat gayb hakkında vermiş olduğu bu haberler kısmi haberler olup bütün konularda değildir. Daha açıkçası bu haberler bazı olaylar hakkında olup gaybın tamamı hakkında değildir. Öyle ki rasûller ve nebiler bile ancak Allah-u Teâlânın şeytanların etkisinden koruduğu vahiy yoluyla kendilerine gaybten haber verdiği kadarıyla gaybı bilirler.

Bu rabbani gerçeği açıkladıktan sonra şöyle diyoruz:

Zamanımızda her kim gaybı bir takım gerçekleri bildiği iddiasında bulunursa kalplerden geçeni veya gelecekte ne olacağını bildiğini öne sürmesi gibi işte bu kimse kendisine gökten vahiy indiğini iddia etmiş böylece kendisinin bir rasûl veya nebi olduğunu ileri sürmüştür.

Bununla birlikte Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem  in nebilerin sonuncusu olduğunu ondan sonra nebi olmayacağını da inkâr etmiştir.

Böylece bu iddiasıyla Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem  in risaletini de inkâr etmiştir. Veya bu kimse Allah-u Teâlâdan bir vahiy olmaksızın gaybı bildiğini iddia etmiş böylece bu iddiasıyla göklerin ve yerin yaratıcısı olan ve tek olan Allah-u Teâlânın Allamul Guyub Gaybleri Bilici sıfatına kendisinin sahip olduğunu iddia etmiştir. Bu kimse bu iddiasıyla her ne kadar açık bir şekilde söylemese bile kendisini ilah ilan etmiştir.

Her kim gaybı bildiği iddiasında bulunursa işte o kimse haddini aşmış ve tağut olmuştur.

Bu kimse Müslüman olduğunu iddia etse namaz kılsa zekât verse haccetse ve İslamın şartlarının hepsini yerine getirse bile gaybı bildiği iddiasında bulunmakla Muhammed Aleyhisselatu Vesselamın getirdiğini inkâr etmiştir.

Her kim de onu doğrular veya ona itaat eder veya onu tekfir etmez veya onu tekfir etmeyenleri tekfir etmezse o da kâfir olmuş ve İslam halkasını boynundan çıkarmıştır. Velev ki oruç tutsun namaz kılsın ve Müslüman olduğunu iddia etsin durum aynıdır...

Çünkü o tağutu inkâr şartını yerine getirmemiştir. Her kim bu şartı Allah-u Teâlânın emrettiği gibi yerine getirmezse İslama girmesi ve sapasağlam kulpa tutunması söz konusu olamaz. Bu şartı söz olarak yerine getirmek ise hiç bir fayda sağlamaz. Onu inanç olarak söz olarak ve amel olarak da gerçekleştirmek gerekir.

İşte bunlar tağut kelimesinin manasını açıklamak için açık bir şekilde ortaya koyduğumuz bazı örneklerdir.

Öyle ki bu konuda bilgisi olmayan herkes bu kelimenin manasını rahatlıkla anlayabilir. Böylece her insan için tağutu inkârın ve Allah-u Teâlânın kendisinden razı olduğu dini İslamın neresinde olduğu açık ve net bir şekilde belli olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hacı Ahmet Ünlü - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak CT Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan CT Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Nevşehir Markaları

CT Haber, Nevşehir ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (505) 453 50 40
Reklam bilgi

Anket Nevşehir İçin Hangi Milletvekili Daha Çok Çalışıyor ?