Tekfirin Dindeki Yeri Nedir ?

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah'adır. Güzel akıbet muttakilerindir. Düşmanlık ise ancak zalimleredir. Şehadet ederim ki tek olan ve ortağı olmayan, Hak, Melik ve Mübin olan Allah'tan başka ilah yoktur. Ve şehadet ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve Rasulü, ilklerin ve sondakilerin imamıdır.

Bundan sonra
Bu halkada Allah'ın yardımı ile müşriklerin tekfiri konusuna başlayacağız.
Bu halkada iki mesele hakkında konuşacağız
Birinci mesele: “Tekfirin dindeki yeri nedir? sorusunu cevaplayacağız.
İkinci mesele: Müşriklerin tekfirinde duraksayan bir kimsenin küfre girmesindeki illetin, dayanağın ve sebebin ne olduğunu zikredeceğiz.
Bu konulara başlamadan önce ilim ehlinin kafiri tekfir etmeyenlerin küfrü hakkında söylemiş oldukları bazı sözlerini zikredeceğiz.
Ebu Hüseyin el-Maleti eş-Şafii (Allah ona rahmet etsin) şöyle der: “Kafirin küfründe şüphe edenin kafir olduğuna dair Kıble ehlinin arasında hiçbir ihtilaf yoktur.”1


Kadı İyad (Allah ona rahmet etsin) şöyle der: “Müslümanların dininden başka din edinen kimseleri tekfir etmeyenleri veya onların tekfirinde şüphe edenleri veyahut da onların dinlerini sahih görenleri tekfir ederiz. Hatta bu düşüncesi ile beraber İslam’ı izhar etse ve İslam dininin doğruluğuna ve ondan başka bütün dinlerin batıl olduğuna inansa bile inandığının aksini izhar etmesi sebebi ile kâfirdir.”2


İmam Nevevi(Allah ona rahmet etsin) şöyle der: “İslamın dışında bir din edinenleri -Hristiyanlar gibi- tekfir etmeyen veya onların tekfirinde şüphe eden veyahut da onların üzerinde oldukları yolu doğru gören kimse kâfirdir.”3


Haccavi (Allah ona rahmet etsin) bu konuda şu ibareyi kullanır: “Hristiyanlar gibi İslam dininden başka din edinenleri tekfir etmeyen, onların tekfirinde şüphe eden veya mezheplerini sahih gören kimse kafirdir.”4


İmam Buhuti (Allah ona rahmet etsin) de bu ibareyi kullanır: “Kitap ehli gibi İslam dininden başka din edinenleri tekfir etmeyen, onların tekfirinde şüphe duyan veya mezheplerini sahih gören kimse kafirdir.”5


Şeyh Müceddid Muhammed b. Abdulvahhab (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir: “Müşrikleri tekfir etmeyen, onların küfründen şüphe eden veya onların mezheplerini doğrulayan kişi icmaen kâfirdir.”6


Şimdi birinci meselenin beyanına başlayacağız, ki o da “Tekfirin dindeki yeri nedir?” sorusuna cevaptır.


Cevap da şudur ki; tekfir tamamen Şer’i bir hükümdür, aklın bunda bir yetkisi yoktur ve daha önceki halkada geçen beyan ettiğimiz dinin aslına taalluk eden mesele ve manalara girmez.
O zaman Tekfir dinin aslından değil de dinin vaciplerindendir.
Güzel. Peki fark nedir?


Fark; dinin aslından olan şeylerde kişi cehalet ile mazur sayılmaz. Dinin aslının tamamını veya bir kısmını terk eden kimseye hüccetin ikame edilmesi şart değildir.
Tekfir ise Şer’i bir hüküm olduğundan dolayı onda kişi cehalet ve tevil ile mazur olabilir.
Sonra Tekfir sadece bir mertebe üzere değildir. Aksine onun birçok mertebeleri vardır. Onun en yüksek mertebesi; İblis, Firavun, İslam'dan başka din edinenler, Yahudiler, Hristiyanlar ve putlara tapanlar gibi Allah'ın kitabında muayyen olarak tekfir ettiği kişileri tekfir etmek gibi dinde bilinmesi zaruri olan şeylerdir.


En aşağı mertebesi ise; namazı terkeden ve buna benzer gibi kendisini yapanın tekfirinde ihtilaf edilen şeylerdir. Bu iki mertebe arasında farklı seviyede mertebeler vardır. Allah'ın izni ile bunu önümüzdeki halkada ele alacağız.


Dedik ki; Tekfir dinin vaciplerindendir ve Şer’i bir hükümdür. Onun Şer’i deliller dışında bir kaynağı yoktur ve aklın onda bir yetkisi yoktur. İlim ehli peş peşe bunu vurgulamış ve karara bağlamıştır. İşte bunlar ilim ehlinin bazı sözleridir:
Kadı İyad (Allah ona rahmet etsin) şöyle der: “Küfür olan, kendisinde duraksayan veya ihtilaf edilen ve küfür olmayan sözlerin beyanı hakkında bir fasıl/konu. Bil ki bu faslın tahkikinde ve bu konuda oluşan karışıklığı ortadan kaldırmadaki kaynak Şeriat'tır. Bu konuda akla hiçbir yer yoktur.”7


Şeyhu-l İslam İbn-i Teymiyye (Allah ona rahmet etsin) şöyle der: “Tekfir Şer’i bir hükümdür. Malı mübah kılmaya, kanı dökmeye ve ateşte ebedi kalmaya verilen hükümdür. Onun için Tekfirin kaynağı, bütün Şer’i ahkamların kaynağı ile aynıdır.’8


Yine o şöyle der: “Muhakkak ki küfür ve fısk Şer’i birer hükümdür.Bunlar, bağımsız olarak aklın hükme bağlayacağı ahkâmlardan değildir. Mü'min ve Müslüman, Allah ve Rasul'ünün Mü'min ve Müslüman olarak kabul ettiği kişiler olduğu gibi Kafir de Allah ve Rasul'ünün Kafir olarak kabul ettiği, Fasık da Allah ve Rasul'ünün Fasık olarak kabul ettiği kişidir. –ta ki şöyle dedi- bu meselelerin tamamı Şeriat ile sabittir.”9


Şeyh (Allah ona rahmet etsin) başka bir yerde şöyle der: “İman ve küfür, risalet ve Şer’i delillerle sabit olan ahkâmlardandır. Mü'min ile kafir birbirinden sadece akli delillerle değil bilakis Şer’i deliller ile ayırt edilir.”10


Allame ibn-i Kayyım (Allah ona rahmet etsin) der ki: “Küfür, Allah ve sonra da Rasul'ünün (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hakkıdır, falancanın sözü ile değil nasla sabit olur. Kim Alemlerin Rabbi olanı ve O'nun kulunu tekfir etmiş ise bu iki küfür sahibidir”.
İbn-i Vezir es-San’ani (Allah ona rahmet etsin) şöyle der: “Küfre ve fıska delil olan şey ancak sem’i (işitmeye dayalı) ve kat’i bir delil olmalıdır. Bunda hiçbir şüphe yoktur.”11
Bunun üzerine şöyle deriz: Kafirlerden veya müşriklerden veya küfür taifelerinden birinin Şer’i hükmü hakkında cahil olan kimse; şirk koşanın hükmü gibi olmaz. Çünkü şirk koşan dinin aslını bozar, tıpkı geçen halkada zikrettiğimiz gibi. Bu kişinin hükmü Şeriat'tan veya İslam'ın farzlarından bir farzından cahil olan kimsenin hükmü gibidir. Dolayısıyla bunda kendisine risalet hücceti ikame edilen kimse kafir olur. Kendisine risalet hüccetinin ulaşmadığı kimse ise kafir değildir. Dinin aslı olan tevhidden cahil olan kimsenin durumu bunun tam aksinedir. Zira böyle biri cehalet küfrü ile kafirdir.


İlim ehli dinin aslında cehalet ile Şer’i vaciplerde cehalet arasında fark olduğunu kararlaştırmışlardır:
İmam Muhammed ibn-i Nasr el-Mervezi (Allah ona rahmet etsin), hadis ehlinden bir taifenin şu sözlerini nakleder:
“Allah'ı bilmek iman ve O'nu bilmemek küfürdür. Ve farzlarla amel etmek imandır. Fakat nuzûlünden önce farzları bilmemek küfür değildir. –Ta ki şöyle dediler- Yalnızca, farzları inkar eden kimse Allah’ın farzları emretmesine rağmen yalanlamasından dolayı kafir olur. Şayet Allah'tan farzları bildiren bir haber gelmemişse, o da cehaleti sebebiyle kafir olmaz. Ve haber geldikten sonra Müslümanlardan bu haberi işitmeyen kimse cehaletinden dolayı kafir olmaz. Ama Allah'ı bilmemek her halükarda haberden öncede sonrada küfürdür.”12


Hüccetin ikamesinin ve bu şartın tekfirden önce nasıl gerçekleştirileceğine gelince; bu, meselenin açık ve gizli olmasına göre farklılık gösterir.
Bazen hüccet, tekfirde duraksayan kişinin sırf ilmin bulunduğu yerde bulunmasıyla ikame edilir, şöyle ki tekfirde duraksayan kişi bu duraksaması ile cahil değil bilakis yüz çevirmiş olur, ve sadece İslam’a yeni girmiş ve (ilimden) uzak bir yerde yaşayan kişi mazur olur.
Bazen hüccetin ikamesi, bir ameli yapanın veya sözü söyleyenin küfrüne delalet eden Şer’i nassın açıklanması ile gerçekleşir. Sırf Kur’an'ın genel manada ulaşması ile yetinilmez.
Bazen de hüccetin ikamesi şüpheyi izale eden delili açıklamak ve karşı delille cevap vermekle gerçekleşir.
Bu meselenin daha fazla açıklaması ‘tekfirde duraksayanların mertebeleri’ konusunda gelecektir.
Şer’i hükümlerde cehalet ile dinin aslında ki cehalet arasındaki farkı ve müşriklerin tekfirinde duraksayan kimsenin tekfirinin Şer’i ahkamdan olduğu dinin aslından olmadığı bir çok delil ile delillendirilebilir, onlardan bazılarını zikredeceğim:


Muhakkak ki bütün Peygamberler kavimlerini ortağı olmayan Allah'a ibadet etmeye çağırarak davetlerine başlamışlardır. Şayet tekfir hükümlerini bilmemek küfür olsaydı, bu hükümlerin beyanı dinin aslının beyanından bir an bile gecikmezdi.


Bu ayırma; yani tekfirin dinin vaciplerinden olduğuna, Şer’i bir hüküm olduğuna ve dinin aslından olmadığına delalet eden delillerden biri de şudur ki; sahabelerden bazıları, mürted olmuş bir kavmin tekfirinde duraksamış ve onları Müslüman olarak isimlendirmişlerdir. Tekfir etmedikleri bu kavmin küfrünü açıklayan ayetler inince bu sahabeler tekfirde duraksamalarından dolayı tevbeye çağırılmamışlardır. Halbuki başka bir rivayette, sahabelerden birinin cehaleten şirk işlediği sabit olmuştur. Bununla beraber sahabeler onu tekfir etmiştir. Ve Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu sahabeye imanını yenilemesini emretmiştir. İşte bu, cehaleten şirke düşenle şeri ahkâmda cahil olan kimse arasındaki farka delildir.


İbn-i Abbas (Radıyallahu Anhu) şöyle der: “Mekke ehlinden bir kavim Müslüman oldu. Bunlar Müslümanlıklarını gizliyorlardı. Müşrikler onları kendileri ile beraber Bedir'e getirdiler. Onlardan bazıları yaralandı ve bazıları da öldü. Müslümanlar: “Bu dostlarımız Müslümanlardı ve (savaşa çıkmak için ikrah edildiler) zorlandılar, onlar için Allah'tan mağfiret dileyin dediler. Bundan dolayı bu ayet nazil oldu:


“Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken: "Ne işte idiniz!" dediler. Bunlar: "Biz yeryüzünde çaresizdik" diye cevap verdiler. Melekler de: "Allah'ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!" dediler. İşte onların barınağı cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir!”13
İbn-i Abbas (Radıyallahu Anhu) devamında şöyle dedi; “Geri kalan Müslümanlardan biri bana bu ayeti ve onların bu konuda bir özürlerinin olmadığını yazdı. Sonra dedi ki: Onlar çıktılar. Müşrikler onları yakaladı ve fitneye sürüklediler. Bundan dolayı bu ayet indi:
“İnsanlardan kimi vardır ki: "Allah'a inandık" der...”14


Muhammed b. Abdulvahhab'ın oğlu Şeyh Abdullah şöyle der: “Allah bu ayeti indirdi ve onda bu müşriklerin hükmünü ve onların İslam'ı söylemelerine rağmen ateşte olduklarını açıkladı.”15


Sa’d b. Ebi Vakkas (Radıyallahu Anhu) şöyle der: “Bizler bazı hususları konuşuyorduk. O zaman ben cahiliyeden yeni çıkmıştım. Lat ve Uzza'ya yemin ettim. Rasulullah'ın ashabı bana “Ne kötü bir şey söyledin, Rasulullah'a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) git ve O'na bu durumu anlat. Biz seni küfre girmenden başka bir hal üzere görmüyoruz” dediler. Ben de Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile karşılaştım ve O'na bundan bahsettim O da bana şunu söyledi: “Üç defa La İlahe İllaAllah de ve üç defa şeytandan (Allah'a) sığın ve soluna üç defa tükür. Bir daha da böyle yapma.”16


İbn-i Vezir es-San’ani (Allah ona rahmet etsin) bu hadise not düşerek şöyle demiştir; “Bu İslam'ı yenilemesi için yapılan bir emirdir.”17


İbn-i Arabi el Maliki (Allah ona rahmet etsin) şöyle der: “Kim İslam'da iken yemininde tazim veçhi üzere yeminini pekiştirerek ‘Lat ve Uzza’ya yemin olsun’ derse hakikaten kafir olur.”18


Şeyh Süleyman b. Abdullah (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir: “Sa’d'ın bu hadisini alimlerden bir taife delil almış ve ‘Allah'tan başkası adına yemin eden biri şirk küfrünü işlemiş olur’ demişlerdir. Çünkü Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona İslam'ını La İlahe İllallah diyerek yenilemesini emretmiştir. Şayet bu dinden çıkarmayan bir küfür ameli olsaydı o zaman bunu emretmezdi. Cumhur ise şöyle demiştir: “Bu dinden çıkaran bir küfür ameli değildir. Bu küçük şirktir.”19


Sa’d (Radıyallahu Anhu) cahiliyeden yeni çıktığı halde özür sahibi sayılmadı.
Bu ayırma; yani tekfirin dinin vaciplerinden olduğuna, Şer’i bir hüküm olduğuna ve kendisinde kimsenin mazur olmadığı dinin aslından olmadığına delalet eden delillerden biri de şudur ki; sahabeler bazı mürtedlerin tekfirinde ihtilaf ettiler. Allah'u Teâlâ bu mürtedlerin küfrünü açıklayınca bunların tekfirinde duraksayan sahabelere İslamlarını yenilemeleri emredilmemiştir.
Allah'u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Size ne oldu da münafıklar hakkında iki guruba ayrıldınız? Halbuki Allah onları kendi ettikleri yüzünden baş aşağı etmişti. Allah'ın saptırdığını doğru yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimse için asla (doğruya) yol bulamazsın! ”20


Bu ayetin nüzul sebebi; Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Uhud’a çıktığında O'nunla beraber olan bazı insanlar geri döndü. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabı bunlar hakkında ikiye bölündü. Bazıları bunları öldürelim dedi. Bazıları da hayır öldürmeyelim dediler.21


Mücahid’in (Allah ona rahmet etsin) şöyle dediği sahih olarak sabit olmuştur; “Bir grup insan Muhacir olduklarını iddia ederek Mekke’den çıkıp Medine’ye geldiler. Sonra ise mürted oldular. Bunlar Rasulullah’dan (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke’ye gitmek ve oradaki mallarını getirip ticaret yapmak için izin istemişlerdi. Bunun üzerine Mü'minler ihtilaf ettiler. Bazıları ‘onlar münafıklardır’ derken bazıları ise ‘onlar Mü'minlerdir’ dediler. Allah'u Teâlâ onların nifaklarını açıkladı ve onlarla savaşılmasını emretti.”22


Bu mana ile Abdurrahman b. Avf (Radıyallahu Anhu) ve İbn-i Abbas’dan (Radıyallahu Anhu) rivayet edilmiştir. Ve tabiinden bazıları tarafından bu rivayetin benzeri mürsel olarak sabit olmuştur. Bunlar İkrime, Suddi, Katade ve Muhammed b. Ka’b el-Kurezi'dir (Allah hepsine rahmet etsin).
İmam Taberi (Allah ona rahmet etsin) “Size ne oldu da münafıklar hakkında iki guruba ayrıldınız? Halbuki Allah onları kendi ettikleri yüzünden baş aşağı etmişti.”, ayetin tefsirinde şöyle söyledi: “Yani Allah'u Teâlâ onları, kanlarının helal oluşundan ve zürriyetlerinin esir alınması konusunda şirk ehlinin hükümlerine döndürmüştür.”23


İmam Taberi bu ayetin İslam'dan sonra mürted olan bir grup hakkında nazil olduğu görüşünü tercih etmiştir. Zira selefin bu ayetin nüzul sebebi hakkındaki sözlerini zikrettikten sonra şöyle der: “Bu sözler içinde en sahih olan görüş, bu ayetin nüzul sebebi, sahabenin İslam’dan sonra mürted olan Mekke ehlinden bir kavim hakkında ihtilaf ettikleri görüşüdür.”24


Ebu Zemenin’in oğlu (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir: “Bunlar Medine'de olan münafık bir gruptu, Medine’den Mekke’ye gittiler sonra da Mekke’den Yemame’ye tüccar olarak gittiler. Bunlar İslam’dan sonra mürted olup kalplerindeki şirki izhar etmişlerdi. Müslümanlar onlarla karşılaştığında onlar hakkında iki farklı görüşe bölündüler. Bazıları ‘bunların kanı helaldir, bunlar müşrik mürteddirler’ derken; diğer bir grup ise ‘bunların kanı helal değildir, bunlar fitneye maruz kalan bir kavimdir’. Bundan dolayı Allah'u Teâlâ, “Size ne oldu da münafıklar hakkında iki guruba ayrıldınız?” buyurdu.”25


Bu konuda varid olan delillerden biri de; ulemadan bazılarının tercih ettiği şeydir ki, o da Ömer b. Hattab'ın (Radıyallahu Anhu) ilk olarak zekatı vermeyenlerin tekfirinde duraksamış, Ebu Bekir (Radıyallahu Anhu) ona zekâtı vermeyenlerin küfrünü izah ettiğinde onu onaylamıştır. Ebu Bekir, Ömer'i onların tekfirinde duraksadığından dolayı tevbeye çağırmamıştır. Ömer'in, Ebu Bekir'e mürtedler hakkında, “Sen, Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ‘Ben, insanlar La İlahe İllallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bunu dediklerinde mallarını ve canlarını benden korurlar ancak İslam’ın hakkı müstesna, onun hesabı Allah'adır’ 26 dediği halde nasıl insanlarla savaşırsın.” dediği sabit olmuştur.
Seleften bazıları da işin başında ‘Kur’an mahluktur’ diyenlerin tekfirinde duraksamıştır. Hatta onlardan bazıları küfürlerinin büyüklüğüne rağmen Cehmiye’nin küfründe duraksamıştır. Fakat buna rağmen kafir olmamışlardır. Onlar için delil açık olunca onların tekfirinde duraksamamışlardır. Fakat daha önce bunların tekfirinde duraksadıkları için İslamlarını yenilememişlerdir.
Yakup bin İbrahim ed-Devreki (Allah ona rahmet etsin) şöyle der: “Ahmed b. Hanbel'e 'Kur’an mahlûktur' diyenler hakkında sordum, o da şöyle cevap verdi; “Ben onları tekfir etmiyordum, ta ki bu ayetleri okuyana kadar:
“Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan...”, ve
“Sana gelen ilimden sonra...”, ve
“O'nu kendi ilmi ile indirdi...”.27
İbn-i Ammar el-Musili (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir: İbn-i Medini bana, “Seni, onları -yani Cehmiye’yitekfir etmekten alıkoyan nedir?” diye sorardı. Sonra devamında şöyle demiştir: Ben başta onları tekfir etmekten geri duruyordum ta ki İbn-i Medini’nin bana dediklerinden sonraya kadar. Bir belaya uğradığında ona bir mektup yazarak Allah’ı ve Cehmiye’nin tekfiri hakkında bana söylediklerini hatırlattım.”28


Bununla birinci meseleyi bitirmiş olduk.
Şimdi ikinci meseleyi açıklayalım ki o da; müşriklerin tekfirinde duraksayan kimsenin küfre girmesin sebebi, illeti ve dayanağı nedir?
Cevap: Bunun sebebi, Şer’i ahkamı yalanlamak ve reddetmektir.
Bu na’kıd'da (dinden çıkaran amelde) ilim ehlinin yazdıklarına bakıldığında kafirin küfründe duraksayan kimsenin küfrüne sebep olan dayanağın; Şer’i ahkamın tekzibi ve reddi olduğu ve bunun dinin aslını bozma cihetinden olmadığı açıkça ortaya çıkmaktadır.
İlim ehlinin ekserisi bu dayanağı zikrederken; küfrün, ancak icma ile sabit olmuş mütevatir hükümlerin inkar edilmesiyle veya dinde malum olan bir şeyi inkar etmekle olacağı görüşünü bir ağızdan beyan etmişlerdir.


Şeyhü-l İslam İbn-i Teymiyye (Allah ona rahmet etsin) şöyle der: “Küfür, ancak dinde bilinmesi zaruri olan veya icma ile sabit olan mütevatir hükümleri inkâr etmekle olur.”29
İşte bu, size kâfirin tekfirinde duraksayan birinin küfrüne, dayanak olan sebep hakkında yazan bazı âlimlerin sözleridir:
Kadı İyad (Allah ona rahmet etsin) Yahudi ve Hristiyanların ve İslam dininden çıkanların tekfirinde duraksayan kimsenin tekfiri hakkında el-Bakıllani’den nakille şöyle bir açıklama yapmıştır; “Çünkü Yahudi ve Hristiyanların küfrü; Kuran, Sünnet ve icma ile sabit olmuştur. Kim bunda duraksarsa nassı, Kur'an'ı ve Sünnet'i yalanlamış veya şüphe etmiş olur.Tekzip ve yalanlama ise ancak kafir birinden sadır olur.”30


İbn-i Vezir es-Sanani (Allah ona rahmet etsin) puta tapan birinin tekfirinde şüphe duyanın ve onu tekfir etmeyenin tekfiri hakkında şunları söyler; “Bunun illeti (yani puta tapanı tekfir etmeyenin tekfir edilmesinin sebebi) ancak onun (puta tapanın) küfrü dinde bilinmesi zaruri olan bir şey olmasındandır.”31


Şeyh Abdullah b. Muhammed b. Abdulvahhab (Allah ona rahmet etsin) ‘İki şehadeti getiren birini -şayet Allah’dan başkasına kulluk etse bile- tekfir etmek caiz değildir’ sözünü söyleyenin kafir olmasının sebebini şöyle açıklar: “Bu sözü söyleyen Allah’ı, O'nun Rasul'ünü ve Müslümanların icma’sını yalanlamıştır.” 32


Necd davetinin imamlarından bazıları şöyle demiştir: “Müşrikleri tekfir etmeyen Kur’an'ı tasdik etmemiştir. Çünkü Kur’an müşrikleri tekfir etmiş, onları tekfir etmeyi, onlara düşmanlık beslemeyi ve savaşmayı emretmiştir.” 33


Bu kadarla yetiniyoruz. İnşaAllah bir sonraki halkada tekrar görüşmek üzere.
Allah'u Teâlâ'dan yardım, tevfik ve hakka isabet etmeyi dileriz. Salat ve selam Allah'ın kulu ve Rasulü olan Muhammed'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ailesine ve O'nun sahabesine olsun.

Kaynaklar 
1 Et-Tenbihu ver-Reddu ala Ehlil-Ehvai vel-Bidei: 40
2 Eş-Şifaa: 2/286.
3 Ravdatu-t Talibin:10/70.
4 El-İkna’: 4/298
5 Şerhu munteha-l iradat:3/395.
6 Ed-Dureru-s Seniyye:10/91.
7 Eş-Şifaa : 2/282.
8 Bağıyyetu-l Murted fi er-Red ala-l Mutefelsefe ve-l Karamita: 345.
9 Minhacu-s Sunne: 5/92.
10 Mecmu-ul Fetava:3/328.
11 El-Avasım ve-l Kavasım : 4/179.
12 Ta’zimu kadris-salah 2/520.
13 Nisa 97.
14 Ankebut 10.
15 Taberi tefsiri 9/102.
16 Nesai 7/7/3776.
17 İsarul-hakk ale-l Halk 380.
18 Arizatül-ahvezi 1/28.
19 Teysirül-azizil-hamid 529.
20 Nisa 88.
21 Buhari 2/105/1399, Müslim 2/5/781.
22 Taberi Tefsiri 8/9/10052.
23 Taberi Tefsiri /8/9.
24 Taberi Tefsiri /8/13.
25 Tefsirul-kur’anıl-aziz libn-i ebi zemenin 1/393.
26 Buhari 3/22/1884. Müslim 8/121/7132.
27 Tabekatü-l Hanabile 1/414.
28 Tarih’u Bağdad 13/421.
29 Mecmu-ul Fetava 1/106.
30 Eş-şifa 2/280.
31 Er-Ravz-ul Basim 2/509.
32 Ed-Dureru-s Seniyye 10/250.
33 Ed-Dureru-s Seniyye 9/291.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hacı Ahmet Ünlü - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak CT Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan CT Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Nevşehir Markaları

CT Haber, Nevşehir ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (505) 453 50 40
Reklam bilgi

Anket Nevşehir İçin Hangi Milletvekili Daha Çok Çalışıyor ?